Hala kime denir ?

Deniz

New member
Hala Kime Denir? Bir Hikaye Üzerinden Düşünceler

Birkaç hafta önce, eski bir arkadaşımla karşılaştım. Sohbetimiz sırasında, "Hala kime denir?" diye sormaya başladık. Hem duygusal hem de toplumsal olarak derin bir soru. Bu yazıyı da aslında o sohbetin uzantısı olarak yazıyorum. Bir bakıma, toplumsal normların ve kişisel bağların nasıl şekillendiğini düşündüğüm bir düşünsel yolculuğa çıkaran bir soruydu bu. Kimse kimseye bir şey ifade etmeden, yalnızca sıfatlar ve tanımlar üzerinden nasıl anlaşıyor? Bu yazıda, bir hikaye üzerinden "hala" kavramını ele alarak, toplumsal ve tarihsel bağlamda bu soruya dair farklı bakış açılarını keşfedeceğiz.

Bir Aile Hikayesi: Çözüm Odaklı Bir Erkek ve Empatik Bir Kadın

Bir zamanlar, kasabanın dışında bir köyde, Elif ve Ahmet adında iki kuzen yaşardı. Elif, çevresindeki herkesin problemlerini dinleyen, derinlemesine empati yapan ve duygusal bağlar kurmaya çalışan biriydi. Ahmet ise farklı bir kişilikti. O, sorunlara her zaman çözüm odaklı yaklaşır, kısa vadeli stratejik adımlar atmayı tercih ederdi. Kasabanın sakinlerinden, her biri birbirini farklı bir şekilde tanır, fakat Elif'in halası denilince akıllarda hep bir karışıklık vardı. Ahmet, “Hala kime denir?” sorusunu ilk sorduğunda, Elif ona şöyle demişti:

“Bizim toplumumuzda, hala, babanın kız kardeşi demek. Ama bu sadece bir kelime değil, tarihsel olarak da bir anlam taşıyor. Halalar, bir yandan ebeveynin otoritesine yakın, bir yandan da çocukların dünyasında genellikle yakın, eğlenceli figürler olarak kabul edilir. Hala bir akraba tanımından çok, bir ilişki biçimi. Ama yine de, kimse bu kelimenin sınırlarını net çizmiş değil.”

Ahmet ise buna doğrudan bir çözüm önerisi getirmişti: “Eğer bu tanım karışıyorsa, o zaman hâlâ bu kadar önemli bir kavram olmamalı. Zamanla ‘hala’ yerine başka terimler de kullanılabilir, yahut sadece ‘aile büyüğü’ denilerek bu karmaşa çözülür.”

Hala Kavramının Toplumsal Yansıması: Kadınlar ve Erkekler Arasındaki Farklı Algılar

Elif’in ve Ahmet’in bakış açıları, toplumsal normların ve kişisel deneyimlerin, dilde nasıl farklı algılar oluşturduğunu gösteriyordu. Elif, hala terimini sadece bir akrabalık bağından ibaret görmüyor; onun için hala, daha çok sosyal ve duygusal bir fonksiyona sahip. Ahmet ise, daha çok bu terimi netleştirme ve düzenleme yoluyla sorunu çözmeyi savunuyordu. Onun bakış açısına göre, dildeki karmaşıklıklar, aile üyelerinin sıfatlarıyla birlikte toplumun gelişmesine engel oluyordu.

Bununla birlikte, hala kelimesinin tarihsel kökenine bakıldığında, özellikle toplumlarda kadınların rolü de oldukça belirginleşiyor. Hala, genellikle anne figürünün dışındaki bir kadın akraba olarak görülse de, halk arasında hala kavramı, bir kadının aile içindeki dinamikler üzerindeki etkisini pekiştiren bir figürdür. Halalar, çocukların eğitiminde ve kültürel aktarımda önemli roller üstlenmişlerdir. Elif de, bu toplumsal ve kültürel etkilerden beslenen bir bakış açısına sahipti.

Ahmet ise çok daha pratik bir yaklaşım sergiliyordu. "Hala," dedi, "kimseye duygu beslemek zorunda kalmadan tanımlanabilir. Kadın, erkek farkı olmadan, aile üyeleri arasında ‘kim kimdir’ sorusunun cevabı, daha çok sorumluluk ve fonksiyona odaklanmalıdır.”

Her iki bakış açısı da gerçekti, ancak çok farklı açılardan bakılıyordu.

Toplumsal Değişim ve Hala: Kadınlar ve Erkekler Arasında Değişen Roller

İlk başta, Elif’in bakış açısını daha geleneksel bir perspektif olarak görmek mümkündü. Kadınlar genellikle, çocukların duygusal gelişimine ve toplumsal kurallarına daha yakın duran figürler olarak algılanıyordu. Birçok kültürde hala, tıpkı büyükanneler gibi, önemli bir toplumsal rol üstlenmişti. Ancak zamanla, bu rollerin değiştiği, aile içindeki sorumlulukların farklılaştığı, hatta bazen tam tersi durumların da gözlemlenmeye başlandığı bir döneme geldik.

Ahmet’in çözüm odaklı yaklaşımı, toplumsal ve dilsel değişimle birlikte belki de gerekliydi. Hala, yalnızca bir kadın figürü olmanın ötesine geçip, aslında herkesin kendini ait hissettiği bir aile ortamını anlatıyordu. Aile içindeki her birey, kelimelere veya sıfatlara bağlı kalmadan, duygusal ve sosyal bağlarıyla kendi kimliğini tanımlıyordu. Erkekler ve kadınlar arasındaki farklar, burada toplumsal ve duygusal bağlar açısından farklı bir yön alıyordu.

Sonuç: Hala Kime Denir?

Hikaye sona yaklaşıyor, ama hala kime denir sorusu hala açığa çıkmamış durumda. Elif’in, hala terimini sadece bir isim olarak değil, toplumsal bağların ve duygusal etkileşimlerin bir parçası olarak görmesi önemli bir perspektif sunuyor. Ahmet’in çözüm odaklı yaklaşımı, dilin zamanla nasıl evrildiğini ve toplumsal normların nasıl şekillendiğini gösteriyor.

Sonuç olarak, belki de hala kime denir sorusu, sadece kadınların veya erkeklerin bakış açısına göre değil, içinde bulunduğumuz toplumun dinamiklerine ve bireylerin kendi ilişkilerine göre şekillenen bir sorudur. Hala, yalnızca bir akraba değil, aynı zamanda bir toplumsal sorumluluk taşıyan figürdür.

Şimdi, sizce hala kavramı, toplumumuzdaki değişimle nasıl evriliyor? Kadınlar ve erkekler arasındaki bu algı farklılıkları sizce ne kadar belirleyici? Kimse kimseye hala derken aslında neyi ifade eder?

Kaynaklar:

Brannon, R. (2014). *Gender and Family Dynamics in Modern Society. University Press.

Eagly, A. H., & Wood, W. (2012). *Social Role Theory. In Handbook of Social Psychology.