Dünyada ilk elektrik ne zaman geldi ?

Ilayda

New member
ANADOLU'YA ELEKTRİK NE ZAMAN GELDİ? AMPULÜN DEĞİL, BİR DÖNEMİN YAKILMASI

Akşamları elektrikler gidince evde herkesin aynı anda telefon fenerini açtığı şu günleri düşünün. Birimiz “Sigortaya bakın!” diye bağırıyor, biri modemin fişini kontrol ediyor, bir başkası da daha elektrik kesintisinin nedenini anlamadan “Komşularda da gitmiş mi?” diye apartman WhatsApp grubuna yazıyor.

Şimdi zamanda biraz geriye gidelim.

Ne telefon var, ne internet, ne modem, ne de “elektrikler gitti, mum nerede?” sorusuna Google'dan cevap verme şansımız...

Peki Anadolu'da insanlar elektrikle ilk ne zaman tanıştı?

Bu sorunun kısa cevabı 1902 yılında Tarsus. Fakat bu iki kelimelik cevap, arkasında düşündüğümüzden çok daha ilginç bir hikâye taşıyor.

Çünkü Anadolu'ya elektrik yalnızca kablolardan gelmedi. Beraberinde gece anlayışını, çalışma biçimini, üretimi, ulaşımı, şehir hayatını ve hatta insanların zaman algısını da değiştirdi.

1902: TARSUS'TA KÜÇÜK BİR SANTRAL, BÜYÜK BİR DEĞİŞİM

TEDAŞ'ın yayımladığı tarihçeye göre Osmanlı döneminde Anadolu'daki ilk elektrik santrali 15 Eylül 1902'de Tarsus'ta kuruldu. Santralin gücü yaklaşık 2 kW idi ve bir dinamo aracılığıyla elektrik üretiyordu. TEDAŞ

Bugünün ölçüleriyle 2 kW kulağa komik gelebilir.

Bugün bir evde aynı anda çalışan buzdolabı, televizyon, bilgisayar, modem, kettle ve birkaç ampul bile bu kapasiteyi zorlayabilir.

Ama 1902 Tarsus'u açısından mesele “kaç cihaz çalıştırabiliriz?” değildi.

Mesele, geceyi aydınlatabilecek yeni bir enerji biçiminin artık şehir hayatına girmesiydi.

İşte burada hikâyenin ilginç tarafı başlıyor.

Bir erkek mühendis düşünün. Elinde hesaplar, ölçümler ve teknik çizimler var. Onun açısından mesele nettir:

“Dinamoyu çalıştıracağız. Suyu kullanacağız. Mekanizmayı kuracağız. Elektriği üreteceğiz.”

Aynı mahallede yaşayan bir kadın ise aynı gelişmeye bambaşka bir pencereden bakabilir:

“Peki çocuklar artık akşamları daha uzun süre ders çalışabilecek mi?”

İkisi de aynı elektriğe bakıyor.

Ama gördükleri şey farklı.

Biri sistemin nasıl çalışacağını düşünüyor, diğeri sistemin insanların hayatında ne değiştireceğini.

Aslında tarih boyunca teknoloji tam da böyle ilerledi. Mühendislik çözümü üretirken toplum onun anlamını yeniden yazdı.

TARSUS NEDEN ÖNEMLİYDİ?

Tarsus'un bu hikâyede ortaya çıkması tesadüf sayılmaz.

Su kaynakları ve tarımsal üretim açısından elverişli bir bölgede bulunan Tarsus, elektrik üretiminde su gücünden yararlanabilecek koşullara sahipti.

Buradaki fikir son derece stratejikti:

Su akıyor.

Su hareket ediyor.

Hareket mekanik enerjiye dönüştürülebilir.

Mekanik enerji dinamo aracılığıyla elektrik enerjisine çevrilebilir.

Sonra da kablolarla kullanılabilir hale getirilebilir.

Bugün bunu lise fizik kitabında birkaç satırla geçiyoruz.

Fakat 1902'de bunu gerçek hayatta yapmak, “YouTube'dan elektrik üretimi videosu açalım” kadar kolay değildi.

Kablo, jeneratör, mekanik sistem, bakım, güvenlik ve dağıtım gibi meselelerin hepsi başlı başına problemdi.

Üstelik elektrik, toplum açısından tamamen yeni bir deneyimdi.

ELEKTRİK GELDİ AMA HER YERE AYNI ANDA GELMEDİ

Burada çok sık yapılan bir hataya dikkat etmek gerekiyor.

“Anadolu'ya elektrik 1902'de geldi” demek, 1902'de bütün Anadolu şehirlerinin elektrikle buluştuğu anlamına gelmez.

Tam tersine.

Elektrifikasyon uzun yıllara yayılan bir süreçti.

Elektrik önce belirli şehirlerde, belirli tesislerde ve belirli kullanım alanlarında ortaya çıktı. Büyük yatırımlar, üretim kapasitesi, dağıtım hatları ve ekonomik imkanlar arttıkça kullanım alanı da genişledi.

TEDAŞ tarihçesine göre Cumhuriyet'in ilan edildiği 1923 yılında Türkiye'nin kurulu elektrik gücü yalnızca 33 MW seviyesindeydi ve elektrik hizmeti yalnızca İstanbul, İzmir, Adapazarı ve Tarsus gibi dört şehirde bulunuyordu. TEDAŞ

Bu bilgi aslında bize çok önemli bir şey söylüyor:

Elektrik “geldi” demek ile elektrik “yaygınlaştı” demek aynı şey değil.

Bir şehre elektrik santrali kurmak başka, o elektriği köylere, kasabalara ve uzak mahallelere ulaştırmak bambaşka bir meseleydi.

Bugün cep telefonunun şarjı yüzde 5'e düşünce panikleyen insanlara bunu anlatmak biraz zor olabilir.

İSTANBUL'DA BÜYÜK DÖNÜM NOKTASI: SİLAHTARAĞA

Tarsus'taki küçük ölçekli girişimden sonra daha büyük bir sistem gerekiyordu.

İstanbul'da Silahtarağa Termik Santrali, 14 Şubat 1914'te büyük ölçekli elektrik üretimine başladı. TEDAŞ, santralin tramvay ulaşımı, aydınlatma ve telefon ağı için enerji sağladığını belirtiyor. TEDAŞ

İşte burada elektrik artık yalnızca “birkaç lambayı yakmak” meselesi olmaktan çıkıyordu.

Tramvay hareket ediyor.

Sokaklar aydınlanıyor.

Telefon sistemi enerjiye kavuşuyor.

Şehir, geceleri de üretim ve iletişim faaliyetlerini sürdürebilecek bir yapıya doğru ilerliyor.

Bir başka deyişle elektrik, tek başına bir teknoloji değil; başka teknolojilerin çalışmasını sağlayan altyapı haline geliyordu.

Bu ayrım çok önemli.

Elektrik geldiğinde sadece ampul yanmadı.

Elektrik sayesinde başka sistemler de gelişebildi.

ERKEKLER PLAN YAPTI, KADINLAR HAYATI SORGULADI MI?

Burada biraz forum kültürüne uygun bir tartışma açalım.

Tarih anlatılarında teknolojinin hikâyesi çoğu zaman mucitler, mühendisler, yatırımcılar ve yöneticiler üzerinden anlatılır.

Bunun nedeni anlaşılır.

Santrali kuran, dinamoyu tasarlayan, hattı döşeyen veya teknik sistemi yöneten kişilerin isimleri kayıtlara geçmiştir.

Ama teknolojinin gerçek etkisi yalnızca mühendislik odasında oluşmaz.

Bir erkek elektrik mühendisi “Bu hattın gerilimini nasıl kontrol ederiz?” diye düşünürken, başka bir erkek esnaf “Elektrik sayesinde dükkânı akşam daha geç kapatabilir miyim?” diye düşünebilir.

Bir kadın öğretmen “Akşamları öğrencilerimin okuma saatleri değişecek mi?” diye sorabilir.

Bir anne “Çocukların güvenliği için sokakların aydınlanması ne ifade ediyor?” diye düşünebilir.

Başka bir kadın esnaf ise “Akşam müşteri sayısı artarsa dükkânın çalışma düzenini nasıl değiştiririm?” diye hesap yapabilir.

Yani kadınların yaklaşımını yalnızca “duygusal”, erkeklerin yaklaşımını yalnızca “mantıksal” olarak tanımlamak fazlasıyla yüzeysel olur.

Gerçek hayatta insanlar çok daha karmaşıktır.

Strateji kuran kadın da vardır.

İlişkileri ve toplumsal etkileri önemseyen erkek de.

Hatta aynı kişi sabah mühendis, akşam baba, gece hesapçı bir esnaf olabilir.

Elektrik tarihi bize aslında tam da bunu gösteriyor: teknoloji insan davranışlarından bağımsız değildir.

DÜNYADA ELEKTRİK BİZDEN ÇOK ÖNCE NEDEN KULLANILMAYA BAŞLADI?

Anadolu'daki 1902 tarihini anlamak için dünyadaki gelişmelere bakmak gerekiyor.

Elektrik üretimi ve dağıtımının tarihi tek bir mucit veya tek bir yıl üzerinden anlatılamaz.

Michael Faraday'ın 1831'de elektromanyetik indüksiyon üzerine yaptığı çalışmalar, elektrik üretiminin teknik temellerinden birini oluşturdu. Daha sonra çeşitli mucitler jeneratör, elektrik motoru, aydınlatma ve dağıtım sistemleri üzerinde çalıştı.

1880'lerin başında ise elektrik artık deney masalarından çıkıp ticari sistemlere dönüşmeye başladı.

ABD Enerji Bakanlığı, Edison'un New York'taki Pearl Street Station'ının 1882'de merkezi elektrik üretim ve dağıtımının önemli başlangıç noktalarından biri olduğunu belirtiyor. IEEE de 4 Eylül 1882'de Pearl Street üzerinden yaklaşık 400 lambanın elektrikle aydınlatıldığını aktarıyor. The Department of Energy's Energy.gov+1

Yani Tarsus'taki 1902 girişimi, dünyada elektrik fikrinin ortaya çıkmasından yaklaşık yetmiş yıl sonra gerçekleşti.

Fakat bu “geç kaldık” şeklinde okunmamalı.

Çünkü elektrik teknolojisi dünyanın her yerinde aynı hızla yayılmadı.

ELEKTRİK NEDEN ÖNCE ŞEHİRLERE GİTTİ?

Bu konuda en önemli meselelerden biri ekonomi.

Bir santral kurduğunuzda elektriği dağıtmanız gerekir.

Kablo döşemek maliyetlidir.

Direkler, trafo merkezleri, bakım ekipleri ve üretim tesisleri gerekir.

Bir şehirde binlerce insan birbirine yakın yaşarken altyapı yatırımı daha fazla müşteriye ulaşabilir.

Kırsal bölgelerde ise aynı uzunluktaki hattı çok daha az kullanıcı için döşemeniz gerekebilir.